29 Mayıs tarihinde İstanbul’un fethinin yıl dönümü kutlamaları henüz başlamadan evvel,  Topkapı’da bulunan Panorama 1453 müzesini ziyaret ettim.  Düşünce olarak 2003’te başlayan panoramik resim çalışması, 2005-2008 yılları arasında 3 yıl süren bir ekip çalışması sonunda tamamlanmıştır.

 

31 Ocak 2009 tarihinde açılışı yapılan Panorama 1453 tarih müzesi, sekiz sanatçının çalışması sonunda ortaya çıkmıştır. Haşim Vatandaş, Ramazan Erkut, Yaşar Zeynalov,  Oksana Legka, Ahmet Kaya, Hasan H. Dinçer, Atilla Tuncer ve Murat Efe 3 yıl süren uyumlu bir çalışma sonrasında müzenin yapımı gerçekleşmiştir.

 

Panorama 1453 müzesi, Türkiye’nin ilk panoramik müzesi ve dünyanın kubbeli ilk panoramik müzesidir. 3000m2 görüntü alanına sahip panoramik resimde yaklaşık 10.000 figür çizimi yer almaktadır.  İzleme alanı olan cam korkuluklardan itibaren resmin izleyiciye uzaklığı 14 metredir. Bu mesafe gökyüzü içinde aynıdır.

 

Panorama 1453 müzesine ilk önce birkaç sene önce annem gitmişti.  Çok beğenmiş ve mutlaka gitmemi tavsiye etmişti. Biraz gecikmeli de olsa, bu tavsiyesini yerine getirmiş oldum. İstanbul içerisinde artık araba kullanmayı hiç tercih etmediğim için toplu ulaşım kullanmaya karar verdim.  Müzeye, Anadolu yakasından gitmek için kadıköy’den vapur ile Eminönü, oradan da tramvay ile gitmek çok rahat. Topkapı tramvay durağı , müze kapısına yaklaşık 200 mt. Mesafede. Özel arabaları ile gelmek isteyenler içinde, 1453 Topkapı Sosyal Tesislerinin 1000 arabalık otoparkı mevcut.

 

Her gün 08.00 ila 18.00 arası ziyarete açık olan müzede, Müzekart geçmiyor. Girmek için binanın hemen girişindeki gişeden bilet almamız gerekiyor. Öğrenci, öğretmen ve ya askeri personel iseniz 3 TL.’ye giriyorsunuz. Hiç biri değilseniz 5 TL.’ye girebiliyorsunuz. Hem hiç biri değil, hem de yabancı uyrukluysanız 10 TL.’ye girebiliyorsunuz. Ve bunun gişelerde göstere göstere yazılıyor olması beni biraz rahatsız etti. Acaba giriş yapmak için Türkçe konuşmaya çalışan bir turist olur mu diye düşünürken, diğer bir çok müzenin aksine burada hiçbir turist görmemiş olmam sanırım benim ziyaret günüm ve saatimden dolayı olduğunu düşünmeye çalıştım. 

 

Giriş yaptıktan sonra önce iki kat aşağı indim. Her iki katta da duvarlardaki panolarda  Fatih Sultan Mehmet , İstanbul ve Fetih ile ilgili bilgiler mevcut. Her birine bakıp ilerlerken asıl “müze daha da mı aşağıda?” diye düşünürken farklı bir merdivenden tekrar yukarı çıktım. Tam tepede masmavi gökyüzü ve bembeyaz bulutları görünce bir anda “müze açık havada mı sergileniyor?” düşüncesi  yerleşti aklıma. Fakat yukarıya tam anlamıyla çıktığım zaman o sekiz sanatçının ne kadar harika bir iş çıkardığını anladım.

 

Evet, İstanbul fethediliyordu ve ben o fethin tam ortasındaydım. İlk gördüğü görüntü tam karşımda koca bir çınar, hemen arkalarında mehteranlar mehter marşı çalıyor ve ses gerçekten oradan geliyor, ağacın hemen yanında benden 14 metre uzakta beyaz atının üstünde Fatih Sultan Mehmet.

 

Şaşkınlığım sürerken diğer taraflardan gelen top sesleri ile irkildim. Muhtemelen benden başkaları olmasa idi orada, siper alarak, kendimi koruyarak gezime devam edebilirdim. Tam arkamdaki surlara toplar atılıyor, surlar yıkılıyor, surların üstlerinden askerler düşüyor, gürültüden atlar korkuyor, Bizanslılar okları ile karşılık veriyor.

 

Kendime gelip seslere ve görüntülere biraz alıştıktan sonra etrafı biraz daha dikkatli izlemeye başlıyorum. Gerçekten öylesine harika yapmışlar ki, hemen önümde gerçekten toprak var, toprağın üstünde fıçılar, gülleler,oklar, mızraklar var. Ve gerçekten oldukça büyük toplar. Ateşlendikten sonra geri tepmelerini en aza indirmeleri için hepsi zincirler ile toprağa çakılmış. Ve bunların hepsi gerçek. Her ne kadar ilk başta gerçek ve gerçek dışını ayırt edemesek de, bir müddet sonra anlayabiliyoruz. Ve tam onların bittiği yerde ki bunu anlamak işte gerçekten zor, atlar, askerler, siperler, surlar, kızgın yağlar, yıkık duvarlar, surlardan düşen askerler, hatta üzerinize doğru gelen ateş topu görüyorsunuz.

 

360 derece turumu ilk tamamladıktan sonra artık fotoğraf çekmeye başlamalıydım. İlk başlarda müzeyi sizlere daha iyi anlatmak için ultra geniş açı bir objektif kullanıp oldukça geniş bir perspektif ile sunmak istedim. Bir tur fotoğraf çektikten sonra fotoğraf makinemin LCD ekranından bakınca bunun sadece müzenin görselliğini anlatır olacağını düşündüm . Oysa ki bu müze görsellikten çok, detayları ile de ön planda olmalıydı. Ve o yüzden ziyarete gelenlerin kendi gözleri ile gördüklerinden biraz daha yakın görmelerini sağlayacak bir objektif ile detayları daha iyi görebilmek adına farklı bir objektif kullanmaya başladım.

Eve gelip panoramik müze ile araştırma yaparken müzenin kendi sitesinde şu yazıyı okuyunca  haklı olduğuma çok sevindim. “Resimde 10.000 figür çizimi vardır. Resmin gerçeklere uygunluk konusu sanatçıları epeyce uğraştırmıştır. 1/10 ölçekteki maket çalışması önemli bir aşamayı oluşturmuş, bu sayede eksikler tespit edilmiştir.  Bundan sonra her şeyin sil baştan yapıldığı ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Ayrıntıların hangi yoğunlukta yer alacağı sanatçılar arasında tartışma konusu olmuştur.
Ekibin bir kısmı çok miktarda ayrıntının 14 metre mesafeden görünmeyeceğini savunmuş, sonunda sanatçılar 14 metreden görünmese de biraz fazla ayrıntıya yer verme konusunda anlaşmışlardır. Böylelikle bir ziyaretçi farklı zamanlarda müzeye geldiğinde daha önce görmediği bir ayrıntıyı fark edebilecektir. Ayrıca ilerleyen teknolojiyle birlikte gelişen fotoğraf makineleri de detayları algılama konusunda yardımcı olacaktır
.”

 

Şaşkınlıkla, hayranlıkla, gururla etrafı incelerken gözüme gökyüzüne tutulmuş yeşil bir lazer çarptı. Özellikle tam dönemi olduğu için öğrencilerin de okulları ile birlikte müzeleri ziyarete geldiğini biliyordum. Öğrencilik yıllarımı hatırlayıp, acaba hangi benim gibi haylaz bir öğrenci bunu yaptı diye düşünürken, aklıma annemin “Bulutlarda Fatih Sultan Mehmet’ın silüeti var” cümlesi aklıma geldi. Hemen kafamı kaldırıp bulutlara baktım fakat hiçbir şey göremiyordum. Yaklaşık 10 dakika bakındıktan sonra pes ettim ve orada bulunan görevliye sordum. Eli ile bir yer gösterip “Buradan daha iyi görebilirsiniz” dediği yere gidip bir 10 dakika da oradan baktım. Benim bu tuhaf davranışım etrafımdaki ziyaretçilere de yansımış, onlarda benim bakmak istediğim yere bakmaya çalışır olmuşlar. 1-2 kişi dayanamayıp nereye baktığımı sordu. Silüet olması gerektiğini söyleyince bu sefer daha fazla kişi yukarıya bakmaya başladı. İşin benim için kötü yanı, benim neye bakması gerektiğini söylediğim kişiler silüet’i görmüş ve benim halen görememiş olmamdı. Ve nihayetinde uzun bir süre yukarı bakınca insanın boynu gerçekten çok ağrıyor. Baktım göremiyorum, can yoldaşım fotoğraf makineme güvendim. Neredeyse tüm ziyaretçilerin artık gördüğü ve benim halen göremediğim silüet’in olduğu yeri gösterdiler ve ben oranın fotoğrafını çekip artık fotoğraf makinemin LCD ekranında aramaya karar verdim. İlginçtir ki ilk bakışta gördüm. Ama kafamı kaldırıp yukarı tekrar baktığımda yine göremedim.  Müzeyi hazırlayan sanatçılar, bunu bile düşünüp ziyaretçilere harika bir detay sunmuşlar. 

 

Ziyareti bitirip çıkmak istediğimiz yine aynı merdivenden iniyoruz fakat yol bizi farklı bir yere götürüyor. Aslında farklı değil, boş alanları daha iyi kullanılması açısından farklı bir güzergah ile çıkıyoruz diyebiliriz. Ve bence bunu çıkışta görmek gerçekten daha iyi oluyor. Panoramik müzenin hazırlık çalışması. Önümüze iki farklı maket ve Fatih Sultan Mehmet’in büstü çıkıyor. Böylelikle yukarıda gördüğümüzün aslında ne kadar zor bir çalışmanın eseri olduğu tam anlamıyla çıkıyor karşımıza. 

 

Daha evvel yazdığım yazılarda belirttiğim gibi her gezi yazım için binlerce fotoğraf çekiyorum. Ve bunların arasından sadece 8-10 tanesini seçiyorum. Okuyucularımıza en iyisini, en güzelini seçmeye çalışıyorum. Bu sefer çok farklı oldu. Sadece 154 adet fotoğraf çekmişim. Ve gerçekten hepsi birbirinden güzel. Ben aslında çektiğim fotoğrafları beğenmem, ama bu sefer hepsini beğendim. Yazım için fotoğraf numaraları seçer ve bir yere not alırım. Neredeyse hepsini not almışım. İlk kez bu kadar tereddütte kaldım. Kendime hiç pay çıkaramadan aklım başıma geldi. Öylesine güzel, öylesine detaylı çalışmışlardı ki, ben ne fotoğraf çekersem çekeyim zaten güzel olacaktı.

 

Anne sözünü geç dinlemek ile hata etmişim. 1453 panorama müzesini gezmek için bunca yıl boşuna beklemişim.  Fazla değil, gezi için 1 saat ayırmak yeterli. Hatta gezi yanında, dilerseniz hatıra para var, hediyelik eşyalar var hatta helikopter simulasyonu bile var.

 

İstanbul’un merkezinde, bir sigara paketinin yarısına, ve 1 saatte dünyanın kubbeli ilk panoramik müzesini gezebilirsiniz. Ki konusu yaşadığımız şehrin fethi. Arif Nihat Asya’nın fetih şiiri ile yazıma son veriyorum.

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;

Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

 

Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın ?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

 

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden….

Senin de destanını okuyalım ezberden…

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

 

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

 

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…

Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?

Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

 

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

 

Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.

Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.

Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

 

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın

Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

 

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ….

 

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

 

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…

 

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!