Bu ay ki gezi durağımız Karakaya köyü. İsim olarak fazla tanıdık gelmeyen bu küçük köy, Bodrum-Gümüşlük’teki oldukça eski köylerden bir tanesi. Buraya yerleştikten sonra elimden geldiğince her yerini gezmeye çalışıyorum. Tabi ki her gittiğim köyü, her gittiğim yeri yazamıyorum. Ama karakaya köyünün mutlaka anlatılması, yazılması gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.

 

Sabah erken bir saatte civarımızdaki köyleri dolaşmak için yola koyulduk. İlk durağımız Karakaya köyü olacaktı. Gitmeden evvel bu köy hakkında hemen hemen hiçbir bilgim yoktu. Programımızdaki diğer köylerin ismi daha bi tanıdık geldiği için ön çalışmalarımda hep onlara yoğunlaşmıştım.

 

Turgutreis’ten  Gümüşlük’e doğru giderken eski bir dağ yoluna giriyoruz. Bir hayli tepeye doğru tırmandıktan sonra  bir dağ yamacına yerleşmiş olan köy karşımıza çıkıyor. İlk aklıma gelen soru şu oluyor. “O kadar yer varken bir köy acaba neden burada kurulur?” Ve kısa bir süre sonra bu sorumun cevabını da öğrenmiş olacağım.

 

Köy’ün uzaktan yerini gösterebilecek şekilde fotoğraflarını çektikten sonra aracımıza binerek tekrar yola koyuluyoruz. Ve köye geldiğimizi yolun bitmesi ile anlıyoruz. Köyün içine araba girmediği için aracımızı köyün girişinde bırakıp yaya olarak devam ediyoruz.

 

Fotoğraf çeke çeke dolaşırken halen köy ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değilim. İşin ilginci sorup sorabileceğimiz kimselerde yok ortalıkta. Elbet birilerini görüp öğrenirim diye düşünürken köydeki evlerin bazılarının çok çok eski hatta yıkık, bazılarının eski taş ev, bazılarının da yeni yapılmış ama eski taş evmiş gibi olduğunu fark ediyorum.

 

Bir müddet dolaştıktan sonra evin bir tanesine yaklaştığımda şiddetli bir köpek havlaması duyuyorum. “Acaba bağlı mıdır?, kolumu bacağımı kapmasa” diye düşünürken bir ses köpeği yatıştırıyor. Neyse ki sonunda birisi ile karşılaşacağımı umut ederken ne köpekten, ne de köpeği yatıştıran kişiden bir daha hiç ses duymuyorum.

 

Ekibimizle dağılıp fotoğraf çektiğimiz için bir ara onları merak etmeye başlıyorum. Neticede çok küçük bir yer olduğu için tekrardan çabucak karşılaşıyorum. Onlar benden daha şanslı oldukları için köyde yaşayan birisiyle karşılaşıp soru yağmuruna başlamışlar bile.

 

Öğrendiğimiz bilgilere göre, Karakaya köyü çok eski bir köy. Yaklaşık 800 yıllık bir tarihi var. Denizden 450 metre yukarıda kurulmasının sebebi ise korsan saldırılarından korunmak içinmiş. Demek ki bu yüzden evleri sarp kayalar arasında gizleyip, köyün yerleşimini de bu yüzden o kadar yukarıda yapmışlar.

 

Köyde 60 tane taş ev varmış. Ve bunların 35 tanesi  aslına uygun olarak restore edilmiş. Henüz sezon açılmamış olduğu için köy de sadece 3 evde yaşayan varmış. Yazın tabi ki bu sayı artıyor. Hatta internetten öğrendiğim bilgiye göre köyün yılda ortalama 50bin ziyaretçisi oluyormuş.

 

Köyün sokakları çok dar ve dik olduğu için eşya taşımak çok zor. Hatta değil eşya, alışveriş bile kabus olabiliyormuş. Sırf taşıması zor olduğu için karpuz yemekten neredeyse vazgeçtiğini söylüyor abimiz. Peki ya tüp, ya da damacana su diyoruz. Bu sene ilk defa evlerine kadar getirdiklerini, eskiden köyün girişine kadar getirip herkesin kendi evine kendisinin taşıdığını öğreniyoruz.

 

Deniz ve adalar manzaralı hatta Gümüşlük’e neredeyse kuş bakışı baktığımız bu köy sakinlik olarak inanılmaz keyifli. Ama orada yaşamakta anladığımız kadarı ile her babayiğidin harcı değil. Ayrıca ev fiyatları da dudak uçuklatan halde imiş. Belki de böyle pahalı olması, araçların girememesi köyün rant için bozulmamasına etken olmuştur. Umarım bu şekilde de kalmaya devam eder.

 

Tatilinizde buraya vakit ayırıp gelemeseniz bile, en azından Gümüşlük’te gezerken kafanızı yukarı kaldırıp uzaklardaki kara bir kayanın altına oyulmuş Karakaya köyüne bir göz atın.