Merhabalar. Daha evvel bahar ayında görüp fotoğrafladığım Bolu Gölcük’ü karlı kaplı olduğunda nasıl olacağını merak ettiğim için 16 Ocak sabahı saat 6 da gibi ekipmanlarımı hazırladım ve yola koyuldum. Bolca yürüyüş ve fotoğraf çekimi yapacağım için beni en rahat tutacak kıyafetleri tercih ettim. Fakat havanın da soğuk olabileceğini düşündüğümden yanıma yine de kalın bir polar mont almayı ihmal etmedim.

 

Bolu’ya yaklaşana kadar güzel bir havada yolculuk ederken şehir’e yaklaştıkça hafiften puslu, sisli bir hava karşıladı bizi.

 

Bolu tüneline girmeden evvel de yer yer kar öbekleri görmeye başladık. Fakat Gölcük yoluna girdiğimizde yine kardan eser kalmamıştı. Gölcük tabelalarını takip ederek 12 km.lik yolu rahatlıkla gittik. Orman yoluna girdiğimiz vakit yolda hafif bir buzlanma başladı. Virajlı ama kısa bir yol olduğu için orayı da rahatlık geçtiğimizi söyleyebilirim.

 

Gölcük deniz seviyesinden 950 metre yükseklikte 45000 metrekarelik suni bir gölet. Etrafındaki yürüyüş yolu ise 1.5 kilometreye yakın. Arabadan inmeden evvel arabanın termometresi -2 dereceyi gösteriyordu. Soğuk ama üşütmeyen bir soğuktu. Benim gibi İstanbul’da yaşayanlar için her nefes alışta ciğerlerin temizlendiğini hissetmemek mümkün değil.

 

Göl kenarına gittiğimiz vakit karlı bir görüntüyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum fakat gölün komple buz tutacağını tahmin etmiyordum. Gölü büyük bir buz pisti gibi görünce çok şaşırdım. Gölün üstüne çıkılmaması için sürekli anonslar yapılıyordu.

 

Herkes yanına kadar yaklaşıp ayağıyla kontrol ederken cesur bir köpek gölün ortasında duran topa hızlıca harekete geçti. Buz köpeği taşıyordu fakat ayakta durmasını engelliyordu.

 

Yürüyüş yoluna biz de herkes gibi sağ taraftan başladık. Buz üstünde duran iskeleler çok güzel görünmesine rağmen iskeleye inmek için yapılmış merdivenlerin kayganlığına dikkat etmek gerekiyor. Yürüyüş yolunun sol tarafında meşhur konuk evine doğru banklar kardan dolayı oturmak için pek elverişli değil. Sağ tarafta ağaçların arasında ise daha güzel havalarda piknik yapılması açısından hazırlanmış bank ve masalar bulunuyor. Göl kenarındaki ağaçlardan göle damlayan sularının insana bir müzik gibi geldiğini söyleyebilirim. Hem ses hemde görüntü olarak çok hoş görünüyor. Sürekli göle ve konuk evine doğru bakarak yürürken acaba diğer tarafta ne var diye baktığımızda ufak bir açıklıktan görünen manzara inanılmazdı. Bolu dağı üstte kalmış ve şehrin üstünde bir sis tabakası.

 

Önümüzdeki sıkça ağaçlardan dolayı fotoğraflaması çok zordu. Gölün diğer tarafına geçtikçe sürekli üzerimize ağaçlardan damlayan sular ve  güneşin fazla gelmemesinden dolayı soğuğu fazlasıyla hissetmeye başladık. Kalan mesafeyi daha hızlı geçmek zorunda kaldık. Bir turu bitirdikten sonra ikinci bir tura tekrar gerek duymadık. Karnımızda oldukça acıktığı için otoparka girmeden az aşağıda gördüğümüz Onurlu Alabalık’a kendimizi zor attık. Gölün hemen altında bulunan Onurlu Alabalık hem üretim hemde servis yapıyor. İçeri girdiğimiz vakit sıcacık yanan soba ile birlikte yorulduğumuzu anladık. Tereyağlı alabalıkların ve mekanın iç fotoğraflarını fotoğraf makinelerimiz fazlasıyla buğulandığı için çekemedik.

 

Gayet uygun fiyatlı ve çok lezzetli balığımızı da yedikten sonra tatlı bir yorgunluk ile 240 km. lik İstanbul yolumuza koyulduk.

 

Günü birlik geziler için gayet uygun bir yer. Fakat kış ayları için pek tavsiye etmiyorum. Hem görsellik hemde yorulduğunuz da oturabileceğiniz bir yer olması dolayısıyla bahar ve yaz ayları daha uygun.