Çocukluğumda Deve güreşi denildiği vakit aklıma bir tek denizde birbirimizin omzuna çıkıp karşımızdaki rakibi denize itip güreşi kazanmak gelirdi. Uzun yıllar böyle bilmeye devam ettikten sonra bir kış ayında ege bölgesinde iken duyduğum bir anonsla  gerçeğin öyle olmadığını öğrendim. 5 senedir izlemeye niyetlenip bir türlü tarihleri tutturamıyordum. Geçtiğimiz kış Ocak ayında Bodrum’da iken anonsları tekrar duyup izlemeye karar vermiştim fakat bu seferde hava şartları yüzünden gidememiştim.  Ne yapıp edip bu seneki güreşlerden birisine gitmek istiyordum. Ve benim için en ideali 3 Ocak’ta yapılan Bodrum Deve Güreşleri idi. 

 

En ideali diyorum çünkü 15 Kasım’da başlayan güreşler, Ege bölgesinin çeşitli yerlerinde 20 Mart’a kadar her Pazar günü yapılıyor. Geleneksel olarak sürdürülen güreşler 19.yüzyıldan beri yapıldığı söylenmekte.  “Tülü” adı verilen erkek develer arasında yapılan güreş Bodrum Kızılağaç Deve güreşi arenasında yapıldı. Bende hem güreşleri izlemek hem de sizler için fotoğraflayıp yazı hazırlamak için sabah 9.30’da arenaya gittim.

 

Müsabakaların başlamasına daha yarım saat olmasına rağmen kalabalıktan dolayı aracımızı oldukça uzak bir mesafeye bırakmak zorunda kaldık. Arenanın hemen girişinde sol tarafta güreşecek develer, sağ tarafta ise  sucuk ekmek yapan birkaç tezgah vardı.  Sucukların “Deve sucuğu “ olduğunu öğrenir öğrenmez ilk defa izlemeye gittiğimi bilen arkadaşım “Güreşi kaybeden develeri hemen burada sucuk yapıyorlar” diye beni korkutmaya çalıştı.

 

İstiklal Marşı, saygı duruşu ve ardından dua ile güreşlerin başlandığı anons edildi. Deve güreşi arenası benim tahmin ettiğimden farklıydı. Ben tribünlerde falan olacağımızı düşünüyordum. Ortada büyükçe ve yer seviyesinden 1 metre kadar aşağıda tel örgüler çevrilmiş bir saha, tel örgülerin hemen yanında deve sahiplerine ayrılmış masa ve sandalyeler, yürüme alanı ve diğer tarafta seyircilerin bulunduğu arazi vardı. Seyirciler tabi ki benim gibi acemi değil, herkes masası sandalyesi hatta mangalları ile birlikte gelmişlerdi.  

 

Merak içerisinde etrafa bakınarak gezinip durdum. Sabah saat 10 olmasına rağmen hemen hemen her yerde mangallar yanmış ve masalarda rakılar açılmış hatta yarıya inmişti. Bu arada güreşlerde başlamış, güreşi  mikrofon ile anlatan cazgır bildiğim ama anlam veremediğim kelimeler söylüyor. Sonradan öğrendiğime göre bunlar oyun isimleri oluyormuş. “Muşat, Bağ, Çatal,Makas, Kol atması, Tam bağ, Yarım bağ, Düz çengel, Çengel, Tekçi, Kol Kaldırma” o gün en fazla duyduğum kelimelerdi.

 

Güreşlerde develer birbirlerine zarar vermiyor.  Galibiyetler kaçırtarak, bağırtarak ve yıkarak oluyor. Bazı develer kaçıyor bazıları ise güreşiyorlardı. Boyunları ile birbirlerinin boyunlarını aşağı indirmeye çalıyorlar. O gün toplam 130 deve güreşti ve bir çoğunu izledim fakat hangisinin galip hangisinin mağlup olduğunu anlamakta güçlük çektim.

 

Yarışlar devam ederken Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un geldiği anons ediliyor. Sırada Belediye Başkanlığı Kupası mücadelesi vardı. Bu müsabakaya Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un “Goca Bodrumlu” isimli devesiyle Buharkent’ten Güven Cesur’un “Devran” isimli develeri katılacaktı. Develer arenada gezdirildikten sonra başlayan güreşi “Goca Bodrumlu” kazandı. Fakat Başkan Kocadon, güreşin ardından  müsabakayı kaybeden “Devran” isimli deveyi arenadan kendisi çıkartarak birlik ve beraberlik örneği sergiledi.  

 

Bir yandan güreşler devam ederken bir yandan da kulağımıza davul zurna sesi geliyordu. Kimisi güncel müzikleri kimisi daha eski müzikleri çalıyorlardı. Ama beni özellikle dönüp baktıran ise hiç ritimsiz , notasız dümdüz öttürenler oldu. Bir insan hiç nefes almadan 3-4 dakika o zurnayı nasıl öttürür anlamış değilim.

 

Sekiz köşeli kasketli, körüklü çizmeleri ile yöresel kıyafetlerden vazgeçmeyen Egeliler içilen sınırsız rakının da etkisi ile birlikte zurnacılar eşliğinde zeybek oynamaya başlıyorlardı.

 

Arena etrafında kaç tur attım hatırlamıyorum. Her yer, her an tam fotoğraflıktı. Sıcak kanlı Ege insanı ile sohbet etmek çok kolay. Bir çoğu ile sohbet edip dertleştik. Kimisi bahçesinden topladığı mandalinasını, kimisi kendi ağacından topladığı zeytini, kimisi de içeceğini bizimle paylaştı. Öyle ki fotoğraflarını çekerken bile halen zeytin ikram etmeye devam ediyorlardı. 

 

Yorucu koşuşturmaca ardından sucuğu artık tatmanın vakti gelmişti. İlk başta biraz tereddüt etsem de normal sucuktan farklı olmayacağını düşünüp yarım ekmek sipariş verdim. Evet gerçekten pek bir fark yoktu. Biraz daha az baharatlı, biraz daha yumuşaktı. Yemek için evime alır mıyım? Hayır almam. Ama bir daha ki deve güreşine gittiğimde o ortamda tekrar yiyebilirim.

 

İlk defa seyrettiğim Deve güreşlerinden oldukça keyif aldım. Yazımın başında da dediğim gibi her hafta farklı yerlerde geleneksel olarak yapılmaya devam ediyor. Duyduğum kadarı ile en kapsamlısı Selçuk’ta yapılıyor. Yazımı yazmadan evvel oraya da gidip kıyaslama yapmak niyetindeydim. Fakat kötü hava şartlarından dolayı Selçuk deve güreşleri bu sene iptal oldu. Önümüzdeki sene Bodrumdaki tekrar yapıldığında bu sefer yanıma fotoğraf makineleri ve not defterleri yerine ufak bir tabure, ufak bir mangal ve ufak bir rakı alıp izleyip özendiğim keyfi ben yapmak istiyorum. Hatta belki davulcu ve zurnacı da gelir yanı başıma. Bir istek şarkı yaparım nispet yaparcasına arkadaşlarıma.  Mazhar Fuat Özkan’dan  “Bu sabah Yağmur var İstanbul’da ….