Çökertmeden çıktım da Halilim
Aman başım selamet
Bitezde yalısına varmadan Halilim
Aman koptu kıyamet

Arkadaşım İbrahim Çavuş
Allahıma emanet

Burasıda Aspat değil Halilim
Aman Bitez yalısı
Yüreğime acı saldı
Dostlar kurşun yarası

Gidelim gidelim Halilim
Çökertmeye varalım
Kolcular gelince Halilim
Nerelere kaçalım

Teslim olmayalım Halilim
Aman kurşun saçalım

Burasıda Aspat değil Halilim
Aman Bitez yalısı
Yüreğime acı saldı
Dostlar kurşun yarası

Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı
Çakır da gözlü Gülsümümü
Çerkes kaymakam aldı

Kaymakam baskısı a canım
Aman aldı yürüdü

Burası da Aspat değil Halilim
Aman Bitez yalısı
Yüreğime acı saldı
Dostlar kurşun yarası

 

Sanırım Çökertme türküsünü hepimiz biliriz. Türkiye genelinde bilinen bir türkü olmasına rağmen, tipik Ege bölgesi tınılarına sahip Bodrum yöresine ait bir türküdür. Yörede Halil’in türküsü olarak da bilinir. Bodrumdaki tüm düğün ve etkinliklerde bu türküyü duymak mümkündür. Zeybek oyununun da favori müziğidir.

 

Kadrajda Aspat  tepesinede yer verdiğim  bir yıldız fotoğrafıma detaylı açıklama yazarken konuyu çökertme türküsüne bağlamıştım. Akabinde türkünün sözlerini ilk defa böylesine detaylı okuyunca altındaki hikayeyi merak etmeye başladım. Bir çok farklı kaynaktan araştırıp türkünün hikayesini öğrendim.

 

“Halil Efe ve Güssüm Yalıkavak Çökertme’den adalara kaçmayı planlarlarken, Rum denizci Kostapao ve gemicisini de rehin alarak Kostapao’nun teknesiyle yola çıkarlar. O zamanlarda Rumlar tarafından pek sevilmeyen ama son derece de korkulan Halil Efe’nin deniz ve denizcilikle ilgisi yoktur. Ne yapacağını şaşıran Kostapao bu olumsuz durumdan kurtulmak için fırsat kollamaya başlar. Nihayetinde rüzgar ve deniz sertleşince, Halil Efe’ye böyle devam ederlerse teknenin dayanamayacağını, daha açıklarda havanın daha çok sertleşeceğini ve batma tehlikesi olduğunu bildirir. Hava kalana kadar Aspat’a (Karaincir plajının yanında bulunan, zirvesinde gözcü kalesi olan dağın adı. Bitez Yalısı’nın karşısındadır.) sığınmanın uygun olacağını daha sonra oradan adalara (muhtemelen İstanköy’e) geçmenin kolay olacağını söyler. Kostapao’nun asıl amacı fırtınayı bahane ederek teknesini Bodrum’a yaklaştırmaktır. Halil Efe bunu kabul edince Aspat’a yönelirler. Kostapao Aspat’a doğru giderken Halil Efe’nin ve Güssüm’ün rakısına balık yakalamak için de kullanılan bitkiden elde edilen beyaz renkli bir sıvı karıştırır. Böylece Halil ve Güssüm derin bir uykuya dalarken, tekne Aspat’ı geçerek karşısındaki Bitez koyuna gelir. (Kostapao’nun Halil ve Gülsüm’ü doğrudan Bodrum Limanına götürüp teslim edememesinin nedeni Bodrum halkından çekinmesidir.)
Kostapao’nun yardımcısı karaya çıkarak Çerkez Kaymakam’a Halil ve Güssüm’ün Bitez’de teknenin içinde olduğunu bildirir. Çerkez Kaymakam emrindeki kolcuları karadan Bitez’e yollarken, gümrük muhafaza teknesi de denizden kaçmalarını engellemek için yola çıkar. Bitez’e daha önce gelen kolcular dayanamayıp ateş etmeye başlayınca, kendisi ve teknesi de ateş altında kalan Kostapao hemen demir alır ve kıyıdan uzaklaşmaya başlar. Bu arada Halil Efe’yi de uyandırır. Çok geçmeden muhafaza teknesiyle karşılaşırlar ve muhafaza teknesinden açılan ateş sonucu Halil Efe yaralanır. Yaralı olarak Bodrum limanına muhafaza teknesiyle getirilir. İbret olsun diye akşama kadar Kaymakamlığın bahçesinde bırakılır. Su istediğinde bile yaralı Halil Efe’ye su vermeyen kolcular, pek ölmeye niyeti olmayan Halil Efe’yi kaymakamın emriyle gece iz bırakmadan boğarlar. Başta Gülsüm olmak üzere, ölüm haberini alan bütün Bodrum yasa bürünmüş ve anısına bu türküyü yakmıştır.”

 

Bu hikayeyi okuduktan sonra türkü benim için daha dramatik bir müzik haline geldi. Aspat tepesini her gördüğümde kendi kendime bu türküyü mırıldanıyorum. Çünkü yıllar boyunca Aspat’ı Asfalt anlayıp, “Burası da asfalt değil ki Halil’im”’in benim için pek bir anlamı yoktu.

 

Aspat’ın Bizans dönemindeki ismi Strobilos’muş. Yunanca “Kozalak” ve “Koni” anlamına geliyormuş. Tepenin kuzey üst tarafında M.Ö. 7. yüzyıla kadar giden Leleg dönemine ait kalıntılar bulunmuş. Aspat, Piri Reis’in el kitabında da yer almış ve “Usput kalesi” olarak tanımlanmış. Aspat’ı ünlü seyyah Evliya Çelebi de görmüş. Evliya Çelebi, kenti “Menteşe hakimiyetinde yalçın kayalık üzerinde hünerli üstat elinden çıkmış küçük bir kale “şeklinde tanımlamış.

 

Aspat tepesine tırmanmak mümkün. Benim henüz öyle bir şansım olmadı. Sanırım tırmanmak için de yeterli kondisyonum yok. Tepenin hemen altında bulunan tatil köyünde Eylül ayı sonlarında resim ve heykel sempozyumları düzenleniyor.

 

Bu yazımda kullandığım tüm fotoğrafları farklı zamanlarda çektim. Hava şartlarından pek anlaşılmasa, tamamı yaz gibi görünse de  Aspat’ı 4 mevsim fotoğraflamış oldum. Uzun zamandır da Halil ve Güssüm’ün hikayesini yazmak istiyordum. Türküde geçen Aspat ve Bitez’i tek bir yazıya sığdıramadığım için ikiye böldüm. Önümüzdeki sayı “Bitez Yalısı” ile görüşmek dileği ile.