Bir çok konu da olduğu gibi fotoğrafçılıkta da eskiye rağbet oluyor. Dolayısı ile bir çok fotoğraf çeken kişi, evdeki sandıkların içerisinde eski fotoğraf makinelerini arar oldu.  Kimisi eski makineleri kullandı, kimisi kullanmayıp eskiciye sattı kimileri de dijital makinelerini sandığa koyup analog makinelerin büyüsüne kapıldı.

 

Benim ilk analog makine kullanma sebebim ise çok farklıydı. En sevdiğim fotoğraf tarzı olan astro fotoğrafçılığında dijital makinem ile uzun süreler çekim yapamıyordum.  İstediğim uzun pozlamaları yapabilmek için çok da eski olmayan bir analog makine satın aldım. Zamanla aramızda güçlü bir bağ oluştu. Ama ben ne dijitalden vazgeçebildim, ne de analogdan. O yüzden her geziye giderken yanımda her ikisini de bulundurdum. Banyo ve taramaya genelde hep geç verdiğim için fotoğrafları yazım yayımlandıktan sonra alıyordum. O yüzden bu ay farklı gezilerde analog ile çektiğim fotoğrafları ve o anları sizlerle paylaşmak istedim.

 

İlk fotoğrafım 2012 Mart ayında yazdığım Yuvacıktan.  Güzel bir kahvaltı, öğlenleyin de yaptığımız  mangaldan sonra belimize kadar gelen karlar arasında yürümeye koyulduk. Etrafı hayranlık ile izlerken gözüme bu kulübe ilişti. Karla kaplı zemin de uçurum gibi yüksek bir yerde durduğumuz için fazlaca ilerleyemiyordum. Bulunduğum noktayı daha iyi gösterebilmek için geniş açı lens ve dijital makinem ile oldukça fazla fotoğraf çektim. Ama bu seferde kulübe istediğim gibi kendini belli edemiyordu. Objektif değiştirmek için de uygun bir şekilde olmadığım için daha fazla zoom yapan objektifimin takılı olan analog makinemi kullandım. Makinem de o sıralar en rahat bulduğum Kodak plus 200 asa film takılıydı. Genelde sonuçlarından pek fazla memnum kalmasam da bu fotoğraf için beni yüz üstü bırakmamıştı.

 

İki bölüm halin de yazdığım Kaş-kaleköy gezime gitmeden evvel denemek için bir çok farklı film almıştım yanıma. Agfa Vista filmi ilk ve tek olarak buralarda kullandım. Tam öğlen sıcağında sırtımda kilolarca fotoğraf ekipmanı ile kalenin en tepesine çıktıktan sonra denizin içindeki lahit mezarın önünde poz verip fotoğraf çeken bir çift gördüm.  Nefes nefese kalmış olsam da böyle bir anın fotoğrafını mutlaka çekmeliydim. Deklanşöre bastım ve hemen ardından kendimi bir kayanın üstüne bırakıp iki üç dakika dinlendim.

 

Nisan sayısında yazdığım Eşme’de fazlaca iyi fotoğraf çekememiştim. Genelde çektiğim fotoğraflar hep iskelelerden ibaretti. Madem dijital ile o kadar iskele çektik analog ile de çekmek gerekir. Makinemde negatif değil, pozitif film takılıydı. Pozitif filmleri astro fotoğrafları için almıştım ama öylesine güzel sonuçlar veriyordu ki, neredeyse sürekli pozitif film kullanmaya başladım. Göl üzerinde hafif dalga vardı, ve ben fotoğrafta suyun o halini göstermek istemiyordum. O yüzden kadrajımı ayarladıktan sonra objektifimin önüne doğal yoğunluk filtresi takarak pozlamanın süresini uzattım. Bu sebeple fotoğrafta  su çok düzgün çıktı ve sert ışığın etkisi ile nostaljik bir renk tonu aldı.

 

Gümüşlük’de çektiğim bu fotoğrafı, henüz gümüşlük yazısı yazmamışken, Kadıkalesin’de kaldığım ve gün batımı izlemek için Gümüşlüğ’e gittiğimde çekmiştim. Dilediğim gibi gün batımı olmasa da Fujicolor c200 film güzel renkler sunmuştu. Bu filmi banyo ettirip taradıktan sonra kullandığım geniş açı objektif ve parasoleyin  makinemde kenar karartması yaptığını fark ettim. Ve daha sonra ki çekimlerde parasoley kullanmadım.

 

Haziran 2011 de Şile ilgili yazımı yazmıştım.  Ama şile sıklıkla gittiğim bir yerdir. Hatta Temmuz sayımızdaki Saklıgöl yazısı için fotoğraf çekimini bitirdikten sonra serinlemek için kendimizi yine Şile’ye attık. Biraz kulaç atıp yüzdükten sonra fotoğraf sevdamız yine ağır bastı ve kumbaba’ya doğru yol aldık. Deniz burada daha da dalgalıydı. Aklıma yine doğal yoğunluk filtresi ile çekim yapmak geldi. Genelde kadrajımı ayarlarken 3 fark bulundurmaya çalışırım. Fakat gökyüzünde hiç bulut olmadığı için uzun pozlama da gökyüzünü almanın bir faydası olmayacaktı. Onun yerine kadrajımı dörde bölerek hepsinden biraz almak istedim.  Hemen önümde ki bitkiler, akabinde kumsal, dalgalı bir deniz ve gökyüzü…

 

Bu fotoğrafı dergimiz için herhangi bir gezi yazımda çekmedim. Fırsat buldukça yaşadığımız şehirde her birimizin hemen hemen her gün önünden ya da yakınından geçtiği güzellikleri görmeye çalışıyorum. Turistler binlerce kilometre uzaktan gelip görüyorlar , fakat biz es geçiyoruz. Fazlaca siyah beyaz film kullanmasam da, bu fotoğraf için iyi ki siyah beyaz film takılıymış dediğim oluyor. İlford fp4  125 film Sirkeciden alıp makineme taktıktan sonra  Sultanahmet’e doğru yol aldım. Açık diyafram ile muslukların fotoğrafını çekmek isterken böyle bir kompozisyon oluştu. Ve en sevdiğim fotoğraflarım arasında ilk sıraları aldı.

 

Benim için anlam ifade eden fotoğraflardan bir tanesidir. Bildiğiniz gibi yeni yılı Bodrum/Turgutreis’ de karşıladım. Havai fişekler, içkiler, eğlenceler, müzikler derken ertesi gün bir çoğumuz sessizlikle kalmayı tercih ederiz. Benim bir ocaktaki sessizliğimde bu şekilde oldu. Bolca kahve ve soda limon eşliğinde kendimi bu iskelenin yanında buldum. Yaz aylarında üzerinde onlarca insan olan bu iskele, yeni yılın ilk gününde yalnızca benimle birlikteydi. Öylesine güzel görünüyordu ki gözüme, hatasız çekmeliydim. O yüzden önce aynı kadraj, aynı milimetre ve aynı filtre ile dijital makinem ile çekimler yaptım. Birkaç denemenin ardından en sevdiğim film Kodak elite chrome dia ile çekim yaptım. Hatta ne olur ne olmaz diye aynı çekimi tekrar ettim. Şu an arşivimde aynı fotoğraftan iki tane var. Diğerinde sadece bulutlar biraz daha ilerlemiş.

 

Asıl amacı için analog makinemi kullandığım fotoğraflardan bir tanesi. 12 Ağustosu 13 üne bağlayan 2012 deki Perseid meteor yağmuru için Düzce’de Derdin-büyük  yaylaya çıktık. Ağustos ayında bu kadar üşüyeceğim aklımın ucundan geçmezdi.  Toplamda yaklaşık 8 saat kadar çekim yaptık. Ama benim analog ile çektiğim tek fotoğraf var. O da 70 dakikalık bir poz. Fotoğrafı pozitif film ile çekmiştim. Ama banyo ettirdiğim yer yanlışlıkla negatif olarak yıkamış. 36 pozun hepsi bu şekilde yeşil. Diğer tüm yıldızların kutup yıldızı etrafında dolaşırken herhangi bir edit programı kullanmadan yeşil olarak çeken tek kişi olabilirim. Önceleri çok kızmış olmamla birlikte zamanla yeşil gökyüzünü oldukça benimsedim.